Kürk Mantolu Madonna

Sabahattin Ali genelde öyküleriyle tanınır. Bu eseri onun roman olarak bilinen bir kitabıdır; ancak yazarın deyişiyle Kürk Mantolu Madonna aslında uzun bir hikayedir.
1940-41 yıllarında yazılmış 1943'te basılmış bu kitabın içinde bugün pek kullanmadığımız bazı kelimeler geçse de, okurken bazen duraklamalar olsa da Sabahattin Ali'nin güçlü kaleminden çıkmış olduğu belli oluyor. Beklenmeyen olay örgüsü ve uzatılmamış, gevşetilmemiş öyküsüyle ilgiyi ayakta tutmayı başarabiliyor.
İlk bölümde anlatıcının; içine kapanık, sessiz, gereğinden fazla 'sıradan' bir memurun yaşamına girmeye çalışmasını anlatıyor. Ailesinden iş arkadaşlarına kadar bütün insanlar tarafından horlanan Raif efendi arada bir hastalanan, yıllardır aynı işte olmasına rağmen işinde yükselemeyen, masadan başını kaldırmadan tercümeler yapan bir banka memurudur. Suskunluğu, kaderine boyun eğişi nedeniyle bir gün anlatıcının ilgisini çeker. Bir insan nasıl olur da bu kadar ezilmesine rağmen hiçbir şey yapmamakta, direnmemektedir? Aslında bu sorunun cevabı memur Raif Efendi'nin yıllar öncesinde Almanya'da yaşadıklarında yakından ilgilidir. Utangaçlığı, sessizliği, her şeye boyun büküşü çocukluğundan beri vardır Raif'in. Meslek öğrenmek için gönderildiği Almanya'da bir otoportre resmini görüp tutkuyla bağlandığı ressam bir kadını (Kürk Mantolu Madonna) her an düşünmeye başlar. Karşılaştıklarında ve beraber gezmeye başladıklarında korkusu yok olmaya, güveni yerine gelmeye başlamıştır; ancak bütün bu özelliklerden kendini kurtarıp dünyadaki tek amacına varacakken ülkesine geri dönmek zorunda kalır.

Yorumlar

Kürk Mantolu Madonna

Türk Edebiyatında örneğine pek fazla rastlayamayacağınız bir özen ve uslup söz konusu bu romanda (ya da "yürekli"nin belirttiği gibi uzun hikayede). Sabahattin Ali'ye dair söylenebilecek çok şey var. Şiirlerinde ve öykülerinde yakaladığı duruluğu ve derinliği yakalamak, öykü ya da şiir yazmaya çalışan herkes için birincil hedeflerden biri olmalıdır. Çünkü, kendi döneminde kullanılan dilin bütün ağırlığını her kelimesinde sadeliğe ve akıcılığa çevirebilen böyle bir yeteneğin, aynı zamanda böylesi bir dehayla berber ilerlemesi sürekli mükemmele yakın işler doğurmuştur.

Kürk Mantolu Madonna, gerçekten de uzun soluklu bir öykü izlenimi vermektedir. Temelde iç içe geçmiş iki kurgudan oluşuyor. Bu iki kurgunun birbirini nasıl tamamladığını ve bu öykünün tam da böyle yazılması gerektiği fikrine ulaşıyorsunuz en sonunda. Aynı karakterin bugünü ve geçmişi iki farklı ağızdan anlatılarak; aktarılan karakterin en derinine kadar işlenmesi sağlanmış.

Üslup açısından bir diğer önemli nokta da, iç içe geçmiş iki öykü de birinci tekil şahıs ağzından ve farklı kişilerce anlatılırken; bu kişilerin karakterleri asla unutulmamış. Nesnel değerlendirmeler yerine; kişiliklerin öyküyü anlatırken, bakış açısına katacağı öznellikler her zaman ön planda. Ana kurguda anlatıcının edebiyata ve dolayısıyla insanları incelemeye olan ilgisi kendini her cümlede hissettiriyor. Öte yandan, iç kurgudaki karakterin feminenliği, saflığı ve kendi iç dünyasında yaşayan romantikliği de asla unutulmuyor. Dünya edebiyatının önemli isimleri dahi, (Dostoyevski'de rahatlıkla farkedebileceğimiz gibi) birinci teki şahıs anlatımında, dışarıdan bakan bir göze yer vermek zorunda kalırken; Sabahattin Ali bu nesnelliği iki anlatıcı kullanarak daha estetik ve anlatıma zarar vermeyen bir yöntemle çözüyor.

Romanın kurgusunu ve ya öykünün kendisini dahai -kabaca da olsa- birkaç Türk filmi ve Hollywood'un romantik filmlerinde bulabilirsiniz. Bence çok fazla  beklenmedik olay gerçekleşmiyor öyküde. Hatta biraz dikkatli bir okuyucu, gelmekte olan hamleleri çok önceden görebiliyor. Öte yandan karakter ve ortam analizlerindeki derinlik ve yazarın insan psikolojisini betimlemedeki yetkinliği; olayların sıradanlığını farklı bir boyuta taşıyor. Başka birinin ağzından oldukça sıradanlaşabilecek bir öykü, Sabahattin Ali'nin ellerinde okumaya değer; ve hatta ilginç bir hal alıyor. Bence romanın en güçlü yanını da üslup ve karakter analizleri oluşturuyor. Olay, acımasız bir dramla; romantizme prim vermeden aktarıldığında -Emile Zola'da sıkça görebileceğimiz gibi- gerçeğin birebir yansıması gibi seriliyor karşımıza. Öte yandan, her gün sokakta görebileceğimiz kadar sıradan da olsa, kazandığı enteresanlıkla bizi içine çekiyor.

Değinmek istediğim bir başka nokta ise; kullanılan dil. Benim okuduğum basımda, dilde hiçbir sadeleştirmeye gidilmemiş ve eser olduğu gibi bırakılmış. Gündelik dilin bile, bizim algılayabileceğimizin ötesinde ağdalı olduğu bir dönem de yazılmış bu roman; şu an kullanımda olmayan bir çok kelime içeriyor. Öte yandan bu kelimelerin sayfa altlarında verilen ve asla tek bir kelimeden oluşmayan karşılıkları; sizi "iyi ki sadeleştirilmemiş" demek zorunda bırakıyor. Kelime kullanımı bakımından her geçen gün daralan Türkçe'de, böyle bir anlatım için; bu kelimelere kesinlikle ihtiyaç duyulduğu sonucuna varıyorsunuz. Bu da dilin başarılı bir kullanımına işaret olarak algılanmalı diye düşünüyorum.

Sabahattin Ali, yaşamıyla sanatın ve sanatçının alması gereken konumu açık açık gösterirken; eserleri ise Türk Edebiyatının -görmezden gelinmeye çalışılan- temel taşlarındadır. Öte yandan Kürk Mantolu Madonna'nın mutlaka okunması gereken bir roman olduğunu düşünüyorum.

Başa dön